Picture of Nursel Işık
Nursel Işık
Yönetici ve Eğitmen

Yoksa Hep “Şimdi”de Mi Kalacaklar?

Hangi yöne gitmek istiyorsun? Daha umutlu mu,daha umutsuz ve eleştiriel mi?

Bugün gençler için telefon sadece iletişim değil, kimlik, arkadaşlık, hatta kariyer demek. Ama aynı zamanda uykusuzluk, kaygı ve “hiçbir şey yapmama” trendi de cabası.

Türkiye’de gençler haftada ortalama yirmi dört saat sosyal medyada—dünya ortalamasının üstünde. WhatsApp, Instagram, YouTube ta vakit geçiriyorlar.

Ama ilginç bir ters akım var: bazıları bilinçli olarak “offline” kalmaya çalışıyor.

Dijital dünya onlara yaratıcılık, küresel bağlantı, hızlı öğrenme sunuyor. Mesela Z kuşağı TikTok’la sanat yapıyor, YouTube’la kod öğreniyor.Bir kesim dijital dünyayı verimli kullanabiliyor.

İtalya’da gençlerin yüzde yetmiş yedisi dijital bağımlı. Türkiye’de de kaygı, dikkat dağınıklığı, FOMO artıyor.

Hatta yeni trend: “hiçbir şey yapmamak” diye bir akım bile çıkmış durumda , ironik ama anlamlı.

Gençler bu dünyada hem doğdu hem büyüdü. Sorun araçta değil, nasıl kullandığımızda. Belki de en büyük meydan okuma
ekranı kapatıp gerçek dünyaya dönmek.

Günümüz gençliği, doğuştan dijital. Telefon ellerinde oyuncak gibi, ekranlar ise ikinci bir göz. Ama bu kadar bağlılık, sadece eğlence değil; aynı zamanda bir kimlik arayışı. Instagram’da “ben kimim” sorusunu filtreyle cevaplıyorlar, TikTok’ta üç saniyede trend yaratıp unutuluyorlar.
Peki ya derinlik? Algoritmalar onları ne kadar tanıyorsa, onlar da kendilerini o kadar tanıyor sanki. Beğeni sayısı özsaygı barometresi olmuş, yorumlar ise ayna. Bir yandan özgürleşiyorllar.

Sosyal medyada cinsiyet, dil, sınır tanımıyorlar,bir yandan da zincire vuruluyorlar: sürekli çevrimiçi olmak, “görülmek” zorunda hissetmek.
Ama umut da var. Z Kuşağı, dijitali sadece tüketmiyor; yeniden şekillendiriyor.

İklim grevleri Zoom’dan organize oluyor, #MeToo bir tweet’le milyonlara ulaşıyor. Onlar, teknolojiyi pasif bir araç değil, aktif bir silah gibi kullanabiliyorlar.
Yine de soru şu: Bu kadar hızlı akan dünyada, yavaşlamayı, düşünmeyi, yalnız kalmayı öğrenebilecekler mi?

Yoksa hep “şimdi”de mi kalacaklar?